Atatürk ve Silah Arkadaşlarının İstanbul'u Düşman İşgalinden Kurtarması

Kurtuluş Savaşı dönemi Türk subayları

İstanbul, yüzlerce yıldır birçok devletin ele geçirmeye çalıştığı, Doğu Roma İmparatorluğu’nun (Bizans) neredeyse bin yıla yakın hüküm sürdüğü, Ortodoksluğun merkezi doğal olarak Hristiyan dünyası için özel bir yere sahip olan; ortasından nehirler geçen Avrupa kentlerine inat, masmavi boğazıyla birçok devletin düşlerini süsleyen İstanbul...

Tarihi boyunca her fatihin düşlerini süsleyen bu güzelim kent sonuçta 1453’te Osmanlı Devleti’ne payitaht (başkent) olurken bugün Avrupa’nın hâlâ kabul edemediği bir gerçeğe dönüştü. Döneminin en aydın, en vizyoner devlet adamı Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u alarak hiç kapanmayacak bir yarayı açmış ve Hristiyan dünyası, bu kentin Türklerin elinde bulunmasını yüzyıllar geçse de hiç kabullenememiştir. İşte bu noktaya ama tam bu noktaya dikkat edilmeli ki Mondros Ateşkesi’ne, İstanbul’un İtilaf Devletlerince işgaline...

Mustafa Kemal Paşa

Peki o sırada İstanbul, İstanbullular ne yapıyorlardı? Mustafa Kemal Paşa anılarında şöyle anlatıyor: “İstanbul sokakları İtilaf Devletleri’nin süngülü askerleriyle dolmuştu. Boğaziçi, toplarını sağa sola çeviren düşman zırhlıları ile lacivert sularını gösteremeyecek kadar örtülüydü. Herkes ancak zorunlu ihtiyaçları için evlerinden çıkıyor, sokaklarda akla hayale gelmeyen hakaretlere uğramamak için caddelerin duvar diplerinden süzülerek, eğilerek, korkarak yürüyebiliyorlardı. Koskoca İstanbul ve koskoca İstanbul’un yüzbinlerce halkı sesleri kısılmış bir hâldeydi. İstanbul ufuklarında yükselen şeyler yalnız düşman hakaretleri, düşman bayrak ve süngüleriydi.”

İşgal kuvvetlerinin İstanbul'da geçişi

13 Kasım 1918’de İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan gemilerinin 61 parçadan oluşan İtilaf Devletleri’ne ait filo İstanbul’a gelmişti. Donanma Dolmabahçe önüne demirlemiştir. Bir heyet amiral gemisine giderek gelen işgalcilere “Osmanlı Hükümeti adına hoşgeldiniz!” demişti. Buna karşın aynı gün Yıldırım Orduları Grup Komutanlığından ayrılarak İstanbul’a gelen Mustafa Kemal Paşa, çok üzüldüğü bu olay karşısında, yaveri Cevat Abbas Bey’e “GELDİKLERİ GİBİ GİDERLER!” der. İşte burası emperyalistlerin hayal bile edemeyeceği bir öykünün habercisi.

İstanbul önlerinde demirli işgal donanması

Bu donanmadan gerekli yerlere 35.000 kişilik bir kuvvet çıkarıldı. Bunlardan 200 kişi Beyoğlu bölgesindeki kışlalarla, yabancı okul, hastane gibi kurumlara, bazı otel ve özel binalara yerleştirildi. Diğerleri ise Boğaz’ın Rumeli yakasına yayıldı. İtilaf kuvvetlerinin İstanbul’a çıkmasıyla şehrin asayişi bozulmuş, Türk polis ve jandarmasının hiçbir yetkisi kalmamıştır. Türk bayrağına hakaret edilmekte, Türk subayları sokak ortasında tutuklanmakta, evlere zorla girilmektedir. Gerçekte İtilaf Devletleri, “işgal” sözcüğünü kullanmadan, İstanbul’u fiilen işgal etmişlerdir.

İstanbul’u bu şekilde denetim altına alan İtilaf Devletleri, kıyıları da denetim altına aldılar. Diğer yandan Vahdettin’in Divan–ı Harbi’yle işgal kuvvetlerinin, İstanbul’da birbirleriyle yurtseverlerin tutuklanmasında yarışa girdikleri o günlerde İstanbul’da büyük bir hazırlık vardı... MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN ANADOLU YOLCULUĞU...

O Anadolu yolculuğunda

  • —   Ermeni soykırımı yaptıkları ve İngiliz tutsaklara kötü davrandıkları ileri sürülerek, asker ve sivil birçok yöneticinin İngilizlerce tutuklanıp Malta’ya sürülmelerine,
  • —   İttihat ve Terakki muhalifi, gerici Hürriyet ve İtilaf Partisi’nin kaçmış yöneticilerinin nefret ve gözü dönmüş, bir iktidar tutkusuyla İstanbul’a geri dönmelerine,
  • —   Mandacı, işbirlikçi, gerici örgütlerin faaliyete geçmelerine,
  • —   İngiliz general Milne’nin Londra’ya gönderdiği mesajda “Vahdettin İngilizlerin Türkiye’de yönetimi olabildiğince süratle ellerine almasını istiyor.” demesine,
  • —   Amirel Web’in mektubunda “Padişah bizi buraya yerleştirmek istiyor.” diye söz etmesine,
  • —   Damat Ferit’in İngiliz Amiral Calthorpe’a “Padişahın ve benim yegâne ümidimiz Allah’tan sonra İngiltere’dir.” diye yalvarmasına rağmen Türk Ulusu Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde bir karabasandan bir varoluş mucizesi ortaya koyacaktır.

Anadolu’da işgaller karşısındaki ilk yılgınlık, karamsarlık, kabullenmişlik bölgesel direnme cemiyetlerinin kurulmasıyla bir kıpırdanmaya dönüşür. Bu kıpırdanma, tarih yazacak bir kurtarıcının 19 Mayıs 1919’da Samsun’a, Anadolu’ya geçmesiyle tüm sömürülen mazlum ulusların umudu olacak muazzam bir direnişe dönüşecektir. Emperyalizm ve yerli işbirlikçilerine karşı yürütülen bu savaş askeri ve siyasi bir taktik ustasının yürüttüğü tarihin tek demokratik ULUSAL KURTULUŞ SAVAŞI olacaktır.

İşte bu aşamada Mustafa Kemal Paşa’nın dehasının öncülüğünde öyküsünü yazmaya başlayan Türk Ulusu; Ulusal Bağımsızlık Savaşı’nı başlatarak direnişe geçmiştir.

Emperyalizm bu uyanışı durdurmak amacıyla Meclis–i Mebusan’ı kapatarak resmî bir biçimde İstanbul’u işgal etmiştir. Peki bu durum Türk Ulusu’nu ve Mustafa Kemal Paşa’yı durduracak mıdır? Doğal olarak HAYIR!

TBMM'nin açılışı

23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisinin kurulmasıyla yeni devletin temellerinin atılmasıyla “Ulusal iradenin temsilcisi TBMM’dir.” haykırışlarıyla cumhuriyetin ayak seslerinin duyulması...

TBMM’nin kurulması üzerine İstanbul Hükümeti ve İtilaf Devletleri; TBMM, Mustafa Kemal Paşa ve tüm yurtseverleri halkın gözünde itibarsız kılarak etkisizleştirmek için harekete geçmişlerdir. Anadolu, Şeyhülislam Dürrizâde Abdullah Efendi’nin yayınladığı ve Ulusal Mücadele yanlılarını “kâfir” ilan etmesi üzerine TBMM’ye karşı ayaklanmış, Kuvayı Milliye bu ayaklanmaları bastırmaya çalışırken Mustafa Kemal Paşa idama mahkum edilmiştir. Anadolu yanar, kardeş kardeşi boğazlarken İstanbul Hükümeti İtilaf Devletleri’yle Sevr Antlaşması’nı imzalamıştır.

Mustafa Kemal Atatürk şapkasıyla halkı selamlarken

Başkomutan Meydan Muharebesi’nin kazanılması, 9 Eylül 1922’de İzmir’in Kurtuluşu, Mudanya Ateşkes Antlaşması’nın imzalanması... İtilaf Devletleri’nin 16 Mart 1920’de İstanbul’un işgaliyle Osmanlı fiilen bitmişti. Şehir çevresinde Rum çeteler ortaya çıkmış, milletvekillerinin bir bölümünün Malta’ya sürgün edilmesinden sonra yurtseverler Ankara’ya akmıştı. Ankara yeni devletin temellerinin atıldığı yer olurken sonuçta Ulusal Mücadele kazanılmış, Lozan Antlaşması sonrasında 42 gün içerisinde İstanbul’un İtilaf Devletlerince boşaltılması yönünde karar alınmasına rağmen işgalciler bu konuda pek istekli davranmamışlardır. Özellikle İngilizler, giderlerken Rumlara “Sizleri de götüreceğiz.” diye söz vermişler, tabii ki sözlerini tutamamışlar ve 2 Ekim’de İstanbul’dan ayrılmışlardır. Son ihtilaf birliği ise 4 Ekim 1923 günü Dolmabahçe Sarayı önünde düzenlenen bir törenle Türk bayrağını selamlayarak şehri terk etti. 6 Ekim 1923’te Şükrü Naili Paşa komutasındaki 3. Kolordu İstanbul’a girdi ve işgal resmen sonlandı.

İşte tüm bu nedenlerle 6 Ekim 1923 tarihi ülkemiz için çok önemli günlerin başında gelir. İstanbul’un Fatih Sultan Mehmet tarafından ülkemize kazandırılması kadar önemli olan bu olay, Hristiyan alemi tarafından işgal edilen İstanbul’un Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları tarafından 6 Ekim 1923’te düşman işgal kuvvetlerinin kovulmasıyla tekrar Türk Milleti’ne kazandırılmasıdır.

TÜRKİYE’NİN GÖZ BEBEĞİ OLAN İSTANBUL’UN İŞGALDEN KURTULUŞUNUN 103. YILI KUTLU OLSUN.